Giresun’un hem turistik açıdan en popüler duraklarından hem de en önemli tarihi yapılarından birini oluşturan Giresun Kalesi, kenti ikiye bölen yarımadanın en yüksek noktasındaki bir volkanik kayalığın üzerinde bulunuyor. Kent manzarasını da çok iyi gören bir konuma sahip olan kalenin ne zaman inşa edildiğine dair net bir bilgiye hâlen ulaşılabilmiş değil. Fakat bu konuda iki olasılığın yüksek olduğu belirtiliyor.
İlk olasılığa göre Giresun Kalesi M.Ö. 600’lü yılların ikinci yarısında Karadeniz coğrafyasında koloniler oluşturan Miletoslular tarafından inşa edilmiş. İkinci ve daha yüksek olasılık ise bize bu yapının M.Ö. 183’te Sinop’ta ve devamında bölge genelinde hakimiyet kuran Pontos Kralı I. Farnakes tarafından inşa ettirildiğini söylüyor. Hangi olasılık doğru olursa olsun, yüzyıllardır varlığını koruyan kadim bir yapıdan söz ediyoruz. Bu tepede yerleşimin de kalenin inşasıyla aynı dönemde başladığı düşünülüyor.
Giresun Kalesi’nde yapılan kazı çalışmaları neticesinde ele geçen arkeolojik buluntuların tarihçesi Arkaik Dönem’e, yani M.Ö. 1050 ile 600 yılları arasına kadar uzanmakta. Kalenin ne zaman Türk hakimiyeti altına girdiği de henüz belirsiz ama bazı tarihçilere göre Çepni Türkmenlerinin akınları esnasında zaptedilmiş, 1341 yılından az bir süre önce de Türkmenler tarafından ele geçirilmiş. Kalıcı hakimiyeti ise Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u 1461 yılında fethetmesine dayanıyor.
Surları yer yer doğal sarp kayalıklarla birleşen Giresun Kalesi iç ve dış kale olmak üzere iki bölüme ayrılıyor. İç kalede günümüzde de saray kalıntılarını görmek mümkün. Milli Mücadele yıllarının kahramanlarından Topal Osman Ağa’nın anıt mezarına da ev sahipliği yapan yapı, günümüzde gezi ve piknik alanı olarak kullanılıyor. 2021 yılında kaledeki üç mağaranın girişinin de temizlenmesi sayesinde, Giresun Kalesi turistik açıdan daha da çok ilgi görmeye başladı.